Ayın Şehri: Asla Uyumayan Şehir New York

Uyumayan Şehir New York

”Büyük Elma”, ”Gotham” ve ”Asla Uyumayan Şehir” lakaplarıyla bir Amerikan rüyası olan New York City!

Gökdelenleri, Times Meydanı, Broadway’i, Central Park’ı, Özgürlük Heykeli ve taksileriyle henüz gidip görmeyenlerin bile hafızasına kazınan şehir, bütün ihtişamıyla herkesin hayallerini süslemeye devam ediyor… Amerika’da birçok sosyal ve kültürel akıma beşik olmuş bu dünya şehri; sayısız diziye, filme, şarkılara konu edilmiş ve birçok yeniliğin çıkış noktası olmuştur. Bizler de bu ay New York’u anlatmak ve sizlerle beraber keyifli bir yolculuğa çıkmak istedik…

New York’un gözde bölgesi Manhattan ise, şehrin en hareketli ve en renkli bölgesi… Turistler de genelde Manhattan ve çevresini gezmeyi tercih ediyorlar. Tabi New York denilince kısaca eğlenceden söz etmeden de olmaz; New Yorklular keyiflerine de oldukça düşkün olduğu için, şehirde eğlence 24 saat devam eder halde. Her yerde bir partiye ya da bir etkinliğe rastlamak mümkün! Şehirde herkese uygun bir eğlence mutlaka var, bu açıdan yolu bu rüyalar şehrine düşenler için, eğlencenin tadını çıkartabilecekleri pek çok seçenek bulunmakta…

New York sokakları, taksileri, şık giyinen insanları, telaşlı kalabalığı ve benzersiz mimari yapısıyla, hayatı bu zamana kadar izlediğimiz Hollywood filmlerinin içinde gibi yaşıyor. Bildiğiniz gibi taksiler bile şehirle bütünleşmiş durumda. Şehrin simgesi olan bu taksilerde, arka koltuk ile şoförün bulunduğu yeri ayıran kırılmaz camdan bir panel ve kredi kartı ile ödeme yapabilmeniz için post cihazı bulunuyor. Metro ise yabancısı olanlar için biraz karışık gelse de, tabiri caizse her sokağa ulaşabileceğiniz geniş bir metro ağına sahip. Bu açıdan genel olarak New York’ta ulaşım trafik dışında, hiç zor değil…

Flatiron Binası:

1902 yılında yapımı tamamlandıktan sonra tarihte bir çığır açtığı kabul edilen Flatiron Binası, New York’taki ilk gökdelen olarak biliniyor. Broadway ile doğu 22. ve 23. sokaklarının birleştirdiği köşede, üçgen şeklinde yapılmış olmasıyla da oldukça dikkat çekici bir yapı. Ütüye benzediği için İngilizce’de bu anlama gelen Flatiron ismini almış… Bina turistler için fotoğraf çekilecek sembollerden biri olarak, hala şehirde dev gökdelenler arasında ilgi görmeye devam ediyor.

New Yorklunun bahşiş sevdası:

New York’ta bahşiş vermek zorunlu bir sistem desek yanlış olmaz… Taksiler bile sizden bahşiş alıyor. Bir yerde yemek yediğiniz zaman, hesap gelirken ödemeniz gereken minimum tutardan yükselerek artan bahşiş seçenekleri de hesabınızın altına not düşülüyor. Bahşiş, %5’lik ya da %10’luk gibi oranlarla başlıyor ve giderek artıyor, siz de gönlünüzden hangisi koparsa ödüyorsunuz ama gönlünüzden ödememenin geçmesi gibi pek bir ihtimal olmadığını söyleyebiliriz…

Tam anlamıyla bir kültür mozaiği…

New York, Amerika’ya göç edenlerin ilk duraklarından biri olduğu için her kültürden ve milletten insan bu şehirde yaşıyor. Öyle ki, vakti zamanında yapılan göç akınlarında meydana gelen göçmen mahalleleri, günümüzde bile New York’un renkleri olarak bir kültür mozaiği olarak karşımıza çıkıyor.

Little Italy:

Birkaç sokaktan oluşan bu küçük İtalyan mahallesi, yan yana dizilmiş İtalyan restoranlarıyla turistlik bir bölge olarak New York’a gelenlerin gezdiği ilk yerlerden. Çin Mahallesi’nin yanına kurulan bu İtalyan mahallesinde en leziz lazanya ve tiramisuların keyfini çıkartabilirsiniz…

China Town:

Ne ararsanız bulabileceğiniz, kalabalıktan şaşkına döneceğiniz ve bir o kadar da atmosferden etkileneceğiniz Çin Mahallesi, görmeden dönmemeniz gereken yerlerin başında. Üstelik Little Italy, China Town ve Soho birbirine o kadar yakın ki, hepsini yürüyerek dolaşabiliyorsunuz…

Rockefeller Binası:

Genelde adını komplo teorileri ve zenginlikleriyle duymuş olduğumuz Rockefeller ailesinin sahibi olduğu bu bina, New York’un gösterişli alışveriş merkezlerinden biri. 80. kata çıktığınızda Empire State binasının da içinde olduğu, harika bir Manhattan manzarasıyla karşılaşıyorsunuz. Belki de bölgedeki gökdelenler arasında en iyi görüş açısına sahip olduğu söylenebilir. Binanın tepesinde bulunan korkuluksuz ve camsız alana çıkmak için giriş ücreti ödemeniz gerekse de binanın geri kalanı ücretsiz gezilebiliyor…

Dünyaca ünlü markaların yanı sıra, her tarza ve zevke ait ürünlerin kolaylıkla bulunabileceği mağazaların sıralandığı caddeler, New York’ta alışveriş yapmayı çok keyifli hale getiriyor. Modanın başkenti olduğunu söyleyebileceğimiz New York’ta, tekstil ürünleri oldukça uygun fiyatlı ve outlet kültürü de tüm şehre hakim olmuş durumda… Marshalls, Macy’s gibi mağazaların dışında outlet için Century 21 isimli alışveriş merkezi, sanat eserleri ve vintage butikler içinde Soho alışveriş tutkunlarına sınırsız seçenekler sunuyor…

New York’un Yıldızları:

Brooklyn Köprüsü:

1869-1883 yılları arasında East River üzerine inşa edilen dünyanın 8. harikası olduğu düşünülen Brooklyn Köprüsü! Brooklyn ve Manhattan’ı birbirine bağlayan bu köprüyü görmeden geçen bir New York gezisi düşünülemez. Eğer ki Brooklyn Köprüsü’nü birgün ziyaret edecek olursanız fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyin çünkü en güzel Manhattan fotoğrafını bu köprünün üstündeyken yakalayabilirsiniz…

Özgürlük Anıtı:

Amerika’nın sembolü haline gelmiş Özgürlük Anıtı’nı ziyaret edebilmeniz için tekne turuna katılmanız gerekiyor. Özgürlük Anıtı’na düzenenler turlarla anıtı gezmek 2,5 saat kadar sürüyor ve hafta sonları da oldukça kalabalık olduğundan, programınızı ona göre yapmanızda fayda var.

Soho:

Birbirinden lüks restoranları, dükkanları ve kafeleriyle Amerika’da ünlülerin sıklıkla dolaşıp vakit geçirdiği Soho’ya kesinlikle uğramalısınız! Mimarisi ile film sahnelerini aratmayan yapısı, her binada görebileceğiniz yangın merdivenlerinin oluşturduğu dokusuyla Soho, etkileyici çizgilere sahip. Özellikle tasarım butikleri, vintage mağazaları ile modaya düşkün kadınları büyüleyeceğini şimdiden söylemek gerek… Entelektüel etkinliklerin merkezi olmasıyla birlikte, İstanbul’da Cihangir ne ise New York’ta Soho da o denebilir…

Times Square:

Gece ya da gündüz fark etmeden fotoğraflarınızı flash kullanmadan çekebileceğiniz, milyonlarca ışığın size selam verdiği, 47. Cadde’de bulunan göz kamaştırıcı bu meydan elbette ilk ziyaret edeceğiniz yerlerden biri olacaktır. Gece ya da gündüz, hareketin hiç eksik olmadığı bu cadde, New York’a neden uyumayan şehir dendiğini çok güzel ifade ediyor…

Empire State:

86 katlı bu etkileyici gökdelen, New York’un en önemli sembollerinden biridir. 1931 yılında yapımı tamamlanan ve o günden bugüne kadar hep şehrin en dikkat çekici ve en etkileyici yapısı olma özelliğini taşımayı başarmıştır. Siz de en üst katına çıkarak fotoğraf çektirebilir ya da New York’u tepeden izlemenin keyfini yaşayabilirsiniz…

Central Park:

“Gökyüzüne doğru uzanan gökdelenlerin ortasında yeşil bir cennet” desek abartmış olmayız. Parkın içine girdiğiniz zaman böylesine büyük bir metropolde olduğunuzu unutup, kendinizi doğanın ortasında hissedebilirsiniz. Park öylesine büyük ki, yürüyerek bitirmek gerçekten çok zor. İçinde göllerin, kuğuların, sincapların bulunduğu bu yer New Yorkluların fazlasıyla keyfini çıkarttıkları yerlerden biri.

St. Pathrick’s Kathedrali:

New York’un en güzel katedrali olan St. Pathrick’s Kathedrali’de mutlaka görmeniz gereken yerler listesinde olmalı.

Broadway Müzikali:

New York gezinizi bir de Broadway müzikallerinden biriyle taçlandırırsanız, işte o tatil gerçekten unutulmaz olur! İngilizceniz yeterli olsun olmasın önemli değil, zaten o atmosferin büyüsü size her şeyi hissettirecektir.

Museum Of Modern Art:

Modern sanat eserlerinin sergilendiği New York’un en dikkat çeken müzesi Museum Of Modern Art, bütün sanatseverlerin görmesi gereken bir müze…

Apple: 

Gece geç saatlere kadar açık olan Apple Store, günün her saati teknoloji meraklılarıyla dolup taşıyor.

Donut: 

New York’lular günün her saati donut yemeye bayılıyorlar.

Bunlara da göz atın...

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir